<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Www.18Yer6.Org - Tarihi</title>
		<link>http://www.18yer6.org/forum/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Fri, 31 Jul 2026 07:20:56 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>1</ttl>
		<image>
			<url>http://www.18yer6.org/forum/blackrazor_fire/misc/rss.jpg</url>
			<title>Www.18Yer6.Org - Tarihi</title>
			<link>http://www.18yer6.org/forum/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Türkleri öven Bilginler</title>
			<link>http://www.18yer6.org/forum/turkleri-oven-bilginler-t2049.html</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 14:36:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Türk'ün güzel yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><b>Türk'ün güzel yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek güç olan, Türk'ün özünü göstermektir. Bu öz, ayışığı gibi görülür fakat gösterilemez. <br />
<font color="red">Decamps (fransız ressam) </font> <br />
<br />
Türkler yaman binicidirler. Türkler hücumunda düşmanı bir yaprak gibi çevirip bozarlar. <br />
<font color="red">Câhiz (Arap Bilgini) </font> <br />
<br />
Türklerin yürekleri temizdir. Onlarda batıl fikirler, basit düşünceler yoktur. <br />
<font color="red">Semame İbn-i Eşreş (Arap Bilgini) </font> <br />
<br />
Türkler kahramandırlar. Dostlarına zarar vermezler. Fakat kazanç getirirler. <br />
<font color="red">Comenius (Çek Bilgini) </font> <br />
<br />
Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve hakikattir. Ve hiçbir haksızlık yapmadıkları halde haksızlığa uğramışlardır. <br />
<font color="red">William Pitt (İngiliz Devlet Adamı) </font> <br />
<br />
Türk, Heredot'tan, Tevrat'tan çok eski yüzyılların tanıdığı bir ulustur. <br />
Sadelik içinde görkemi, sükunet içinde ihtişamı, tahakküm kabul etmeyen bir <br />
yüreklilik, alabildiğine geniş bir fetih aşkı, sonsuz bir teşebbüs kabiliyeti, bölgelere uymaktan çok bölgeleri kendine uydurma zevki ve alışkanlığı Türk milletinin asırlar dolduran tarihinde açıkça görülür. <br />
<font color="red">(Ünlü Tarihçi) Hammer </font> <br />
<br />
Türkler kahramadırlar, dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk milleti tuttuğu eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü <br />
günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir. <br />
<font color="red">Comenius (Çek Bilgini) </font> <br />
<br />
Türkler muhakkak ki Avrupa tarihinin ve yakın Asya tarihinin bildiği en halis efendi millettir. <br />
<font color="red">Kayzerling </font> <br />
<br />
Her Türk'ün bakışında silahın ruha verdiği güveni görmek mümkündür. O hayata ve olaylara güvenle bakmayı öğrenmiştir. <br />
<font color="red">Molkte </font> <br />
<br />
Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türk'ün eli, yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır. <br />
<font color="red">Lord Byron </font> <br />
<br />
Türk korkmaz, korkutur. Bir şey isterse onu yapmadıkça vazgeçmez. Hangi işe el atarsa başarır. <br />
<font color="red">Semame İbn-i Eşreş </font> <br />
<br />
Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk'ü anlamak için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman, ışığı örten zevksiz bir perde oluyor. <br />
<font color="red">Gelland (Fransız Bilgini) </font> <br />
<br />
Türk askeri cesurdur. Anavatanını sever ve onun için gerekirse çekinmeden canını feda eder. <br />
<font color="red">Albert Einstein </font> <br />
<br />
Artık Türklerle savaşmam. Onlar çok cesur ve iyi insanlar. <br />
<font color="red">Andreas Phitiades </font> <br />
<br />
Dünyada iki bilinmeyen vardır. Biri kutuplar, diğeri Türkler. <br />
<font color="red">Albert Sorel </font> <br />
<br />
Türk toplumunda kişisel nitelik ve değer dışında hiçbir şeye önem verilmez. <br />
<font color="red">Baron Büsbek </font> <br />
<br />
On ulusun, on yiğit adamının gücü tek bir kimsede toplansa yine bir Türk'e bedel olmaz. Türklerin en çok konuştuğu şey savaştır, zaferdir. Eğlenceleri ise attır, silahtır. Türklerin doğrulukları ve namuslulukları ne kadar övülse yeridir. <br />
<font color="red">Charles Mcfarlene </font> <br />
<br />
Türk milleti ikibin yıldır profesyonel askerdir. Bütün Türklerin mesleği askerliktir. <br />
<font color="red">Donaldson </font> <br />
<br />
Dünyanın hangi ordusuna sorarsanız sorun, Türk askerinin karşısında düşünmenin hiç de kolay olmadığını veya olamayacağını size söyler. <br />
<font color="red">Donaldson </font> <br />
<br />
Türklerle dost ol ama düşman olma. <br />
<font color="red">Gianni de Michelis </font> <br />
<br />
Dünyada, Türklerden başka hiçbir ordu bu kadar süre ayakta duramaz. <br />
<font color="red">Hamilton </font> <br />
<br />
Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker yoktur. <br />
<font color="red">Hamilton </font> <br />
<br />
Türkler devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf ustadır. Ülkeleri değil kıtaları altüst etmişler ve korkunç saldırışlar arasında sarsılması hiç de kolay olmayan egemenliklerini yaratmışlardır. <br />
Tarih Türklerden çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler vardır ki uygarlık için birer süs olmaktadır. <br />
<font color="red">Hammer </font> <br />
<br />
Çanakkale'de başarılı olamadık. Nasıl başarılı olurduk ki? Zira Türkler yuvasına girilmiş aslanların hiddetiyle, cüret ve cesaret kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim. <br />
 <font color="red">Sir Julien Corbet </font></b></div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.18yer6.org/forum/forumdisplay.php?f=72">Tarihi</category>
			<dc:creator>Malibu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.18yer6.org/forum/turkleri-oven-bilginler-t2049.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çankırı efsaneleri</title>
			<link>http://www.18yer6.org/forum/cankiri-efsaneleri-t2035.html</link>
			<pubDate>Fri, 27 Mar 2009 10:04:46 GMT</pubDate>
			<description>*ÇANKIRI * 
Bir yönden Acıçay, öte yönden Tatlıçay, döner dolaşır, bir vadide birleşerek Kızılırmağa dökülür. İşte, acıyla tatlının birleşip...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><b><font color="Red">ÇANKIRI </font></b><br />
Bir yönden Acıçay, öte yönden Tatlıçay, döner dolaşır, bir vadide birleşerek Kızılırmağa dökülür. İşte, acıyla tatlının birleşip kaynaştığı bu yerin az ötesinde, acı - tatlı günler görmüş, destanlar yüklü bir şehir var: Çankırı... <br />
<br />
Çankırı adı eski Hitit metinlerinde Gankıra diye geçiyor. Bu da tiftik keçisi şehri anlamına geliyor. Bugün de, Çankırı ve çevresinde tiftik keçisi sürülerine bol bol rastlanır. Ankara keçisi denen ve asıl kaynağının Ankara olduğu söylenen tiftik keçilerinin, Ankara'ya çok uzak olmayan Çankırı ve bölgesinden türediğini, bu yüzden Çankırı'ya &quot;Tiftik Keçisi Şehri&quot; dendiğini tarihler yazıyor. <br />
<br />
Sonraları Çankırı, Roma devrinin &quot;Galatia&quot; bölgesinde, yüksek bir tepe üzerindeki sağlam kal'ası ile tanınıyor. Bizanslılar devrinde İslâm orduları birkaç kez bu kal'ayı kuşatıyorlarsa da almak mümkün olamıyor. Malazgirt Zaferi'nden sonra, Anadolu şehirlerini teker teker fetheden Türk akıncıları, Gankıra Kal'ası önüne geldikleri zaman, bir an için duraklıyorlar. Kal'anın Bizanslı tekfuru: <br />
<br />
- Bu kal'ayı fethetmeye kimsenin gücü yetmez. Türkler, Bizans'ı fethedebilirler, Gankıra'yı asla, diyor.<br />
<br />
O öyle diyor ama, beri yanda, Alp Arslan'ın ünlü komutanlarından Melik Ahmed Danişmend Gâzi'nin güvendiği bir yiğit var. Emir Karatekin diyorlar ona. Çankırı'ya gelinceye dek çok kal'alar &quot;Aman..&quot; demiş, kapılarını açarak önünde diz çökmüşler. Çankırı'nın fethi ona verilmiş bu kez. Dinler mi Bizans tekfurunu?<br />
<br />
1084 yılına doğru, Emir Karatekin, Çankırı Kal'asını da fethediyor. Bu başarısına karşılık şehrin valiliği kendisine veriliyor. Gankıra ondan sonra &quot;Kangırı&quot; adını alıyor.<br />
<br />
Emir Karatekin, bir Haçlı akını sırasında, kal'asını savunurken şehit oluyor. Onu Çankırı Kal'asına gömerek üzerine bir de türbe yaptırıyorlar. Destanlar içinde bir türbe ve kal'asını bekleyen şehit. Şair Çağlar, onu bir kez daha dile getiriyor: <br />
<br />
Soluyup kesik kesik <br />
Rengi yüklenir, çöker. <br />
Kervandır çanı eksik <br />
Çankırı'da tepeler. <br />
<br />
Geceyle başlar akın, <br />
Ordulaşır bağ, ekin, <br />
Doğrulur Karatekin, <br />
Der benimdir buralar... <br />
<br />
Çankırı, Danişmendoğullarından sonra, Selçukluların eline geçiyor. Selçuklu Sultanı Birinci Alâeddin Keykubad'ın lalası Cemaleddin Ferruh, devrin en büyük Tıp Fakültesi ve Hastanesi olan &quot;Dar'üş-Şifa&quot; yı yaptırıyor. Selçuklulardan sonra Çandaroğulları'na, ondan sonra da, Yıldırım Beyazıd'ın eliyle Osmanlılara geçen Çankırı, Kanunî Sultan Süleyman'ın yaptırdığı Süleymaniye Camii ile süsleniyor, bir sancak merkezi olarak idare ediliyor. <br />
<br />
Çankırı adı üzerine halkın da söyledikleri var. Bir söylentiye göre, şehir halkı, daha çok ticaretle uğraşır, develerle mal taşıyarak kervan düzerlermiş. Çankırı ve çevresinde, dağ-taş, ova-bayır deve çanlarıyla çın-çın inlermiş. Bu yüzden şehre &quot;Çankırı&quot; demişler. Bir başka söylentiye göre, bölgede Bizans artığı çok kiliseler varmış. Çan sesleri tüm yaylaya yayılır, ta uzaklardan duyulurmuş. Aslında, ilk adı Kangırı, bir aralık Kengürü olarak da söylenmekteyken, 1925 yılında Büyük Millet Meclisine verilen bir öneri ile şehrin adı &quot;Çankırı&quot; ya çevrilmiştir. <br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.18yer6.org/forum/forumdisplay.php?f=72">Tarihi</category>
			<dc:creator>R1Za</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.18yer6.org/forum/cankiri-efsaneleri-t2035.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aborjİnler</title>
			<link>http://www.18yer6.org/forum/aborjinler-t1781.html</link>
			<pubDate>Thu, 15 Jan 2009 14:33:46 GMT</pubDate>
			<description>Aborijin, Avustralya kıtası yerlilerine verilen addır. Avustralya Yerlileri ifadesi de kullanılmaktadır. Kelime Latince kökenden, başlangıçtan gelen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="SeaGreen">Aborijin, Avustralya kıtası yerlilerine verilen addır. Avustralya Yerlileri ifadesi de kullanılmaktadır. Kelime Latince kökenden, başlangıçtan gelen anlamında &quot;ab origine&quot; ifadesinden tüm yerli toplulukları tanımlamak için türetilmiş olmasına karşın, 17.yüzyıldan itibaren özelde Avustralya yerlilerini genelde de yerli hakları için kullanılmıştır. <br />
<br />
Aborijinler ifadesi genel olarak tüm bir Avustralya, Tazmanya ve çevre adalarda yaşayan yerlileri tanımlamakta kullanılmakla birlikte, bu isimlendirmenin dil ve yaşayış biçimi olarak ortak noktalarıyla birlikte farklılıklar da taşıyan geleneksel toplulukları işaret ettiği de unutulmamalıdır. Yerli kabilelerden bazıları, New South Wales ve Viktorya'da Koori, Queensland'da Murri, Güney Avustralya'da Noongar, Merkezi Batı Avustralya'da Yamatji, Güneybatı Avustralya'da Nunga, Kuzey Avusturya'da ve Kuzey bölgelerine komşu bölgelerde Anangu, Orta Kuzey bölgede Yapa, Doğu Arnhem topraklarında Yolngu ve Tazmanya'da Palawah kabileleridir. En büyük guruplardan Anangu (Çölden gelen kişi anlamına gelmektedir) kabilesinin Yankunytjatjara, Pitjantjatjara, Ngaanyatjara, Luritja ve Antikirinya şeklinde alt toplulukları bulunmaktadır. Kültür ve Din Namadgi Ulusal Park'da bulunan bu Aporijin kaya çiziminde Kanguru, Dingolar, Kaplumbağa ve insanlar görülmektedir. <br />
<br />
Avustralya kıtasında, Avrupalıların gelmesinden önce, farklı dillere sahip pek çok kabile barındığı için tek bir kültürden ziyade birbirleriyle benzerlikleri de olan farklı kültürlerden bahsedilebilir. Pek çok büyük ve birbirlerinden farklı grupların kendi kültürleri, inanç yapıları ve dilleri bulunmaktadır. Bu kültürler zaman içinde birbirleriyle az veya çok çakışmışlardır.Â  <br />
<br />
Rüyalar, düşler hem yaradılışın antik zamanı hem de günümüz gerçeğini ifade etmektedir. Düş zamanı hikayelerinden bir örnek; <br />
<br />
&quot;Tüm dünya uykudaydı. Her şey sessiz, hareketsizdi ve hiçbir şey büyümüyordu. Hayvanlar yeraltında uyumaktaydı. Bir gün gökkuşağı yılanı uyandı ve dünyanın yüzeyinde süründü. Her şeyi bir kenara itti ve bu onun tarzıydı. Tüm bir diyarı gezdi ve yorulduğunda kıvrılıp uyumaya başladı. Böylece heryere izini bıraktı. Sonra geri döndü ve kurbağalara seslendi. Onlar da su dolu kocaman mideleriyle ortaya çıktılar. Gökkuşağı yılanı onları gıdıklayıp güldürdü. Sular ağızlarından çıktı ve gökkuşağı yılanının izlerini doldurdu. Göl ve nehirler böyle yaratıldı. Daha sonra çimenler ve ağaçlar büyümeye ve yeryüzünü yaşam doldurmaya başladı.&quot;<br />
<br />
1996 nüfus sayımında Aborijinlerinin %72 oranında Hristiyanlığın çeşitli formlarını uyguladıkları, %16'sının ise herhangi bir dini işaretlemediği bildirilmiştir. 2001 yılı nüfus sayımında Aborjin nüfusunun yüzde 0.03 kadarının Aborijin dini pratiklerini uyguladıkları tespit edilmiştir. </font><br />
<br />
<font color="DarkOrchid">ABORİJİN DUASI </font><br />
<br />
<font color="SeaGreen">&quot;Her şey yeterli olsun! Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum. Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum. Son &quot;elveda&quot;yi atlatmana yetecek kadar &quot;merhaba&quot; diliyorum.&quot;</font><br />
<br />
<font color="DarkOrchid"> ABORİJİN ve SANAT</font><br />
<br />
<font color="SeaGreen">Aborijinler suyla çeşitli kaya pigmentlerini karıştırarak elde ettikleri boyalarla kayalıklara veya ağaç kabuklarına ilkel fırçalar, çubuklar ve parmaklarını kullanarak veya ağızlarına aldıkları boyayı püskürterek boyama yapmışlardır. Aborijin sanatında temalar Aborijinlerin mitolojik Düşzamanı ile ilişkilidir. Öyle ki, günümüzde temasını aborijin maneviyatından almayan sanatların hakiki aborjin sanatı olmadığını söyleyenler bulunmaktadır. Aborijinlerin önde gelen sanatçılarından Wenten Rubuntja manevi anlamdan yoksun herhangi bir aborjin sanatı ile karşılaşmanın zor olduğunu söylemektedir. Müzik ve dansın da Aborijin kültüründe önemli bir yeri vardır. Aborijinlerin hemen her durum için yazdıkları şarkıları bulunmaktadır; av şarkıları, cenaze şarkıları, atalarla ilgili şarkılar, mevsim şarkıları, hayvan ve arazi ile ilgili şarkılar ve Rüyazamanı efsaneleriyle ilgili şarkılar. Aborijin müzikleri de kıtaya özgü enstrümanlarla (örneğin didgeridoo) icra edilirler.</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.18yer6.org/forum/forumdisplay.php?f=72">Tarihi</category>
			<dc:creator>Déja</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.18yer6.org/forum/aborjinler-t1781.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Afrodisias</title>
			<link>http://www.18yer6.org/forum/afrodisias-t1780.html</link>
			<pubDate>Thu, 15 Jan 2009 14:09:52 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Afrodisias, Tanrıça Afrodit'e adanmış birçok Eskiçağ kentinin ortak adı. Afrodisias (ya da Aphrodisias) adlı kentlerin en ünlüsü, Güneybatı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="MediumTurquoise">Afrodisias, Tanrıça Afrodit'e adanmış birçok Eskiçağ kentinin ortak adı. Afrodisias (ya da Aphrodisias) adlı kentlerin en ünlüsü, Güneybatı Anadolu'da, eski Karia bölgesinde, günümüzdeki Aydın iline bağlı Karacasu ilçesinin merkez bucağına bağlı Geyre köyünün yerindeydi.<br />
<br />
<br />
İ.Ö. V. yy'da kurulan kent, Roma İmparatorluğu döneminde gelişmiş, İ.Ö. I. yy. ile İ.S. V. yy. arasında, önemli bir sanat, öncelikle de heykelcilik merkezi haline gelmiş, Afrodit tapınağıyla ve Afrodit adına yapılan törenlerle ün salmıştır.<br />
<br />
Afrodisias kenti, deprem kuşağındaki konumu nedeniyle, tarihi boyunca pek çok depremden şiddetle etkilenmiştir. Özellikle 4. yüzyıl ve 7. yüzyıl da burada büyük depremler olduğu bilinmektedir. 4. yüzyıl depremi ayrıca Afrodias'ın bulunduğu mevkide su akış mecralarını da değiştirmiş, kentin bazı kısımlarını su baskınlarına maruz kalmaya müsait bir hale getirmiştir. Su baskınları sorununu çözümleme amaçlı ve aciliyet içinde inşa edildiği anlaşılan tahliye sisteminin kanıtları bugün de görülebilmektedir. 7. yüzyıldaki depremden sonra Afrodisias bir daha hiçbirzaman tam olarak kendine gelememiş, ve bakımsızlığa düşmüştür. Zamanla kalıntılar kısmen Geyre köyü alanı ile örtülmüştür. 20. yüzyıl başlarında Geyre köyünün bir kısmı yine deprem nedeniyle boşalmış, boşaltılan alanın altındaki kalıntılar ortaya çıkmıştır. 1960'da Geyre, yine deprem mülahazalarıyla, bugünkü yerine taşınmış ve belde olmuştur.<br />
<br />
Kent 7. yüzyıldan itibaren paganizm çağrışımlı Afrodisias ismini terkederek Hristiyanlık etkisiyle Stavropolis (Haç kenti) şeklinde adlandırılmıştır. Bizans İmparatorluğu döneminde bölge (antik çağ Karya 'sına nazaran daha iç bölgede yer almasına rağmen) Karya olarak anılmaya başlamıştır. 1260 yılından itibaren Türkler in bölgede egemenlik kurması ile Karia ismi Geyre olarak Türkçe 'ye yansımıştır.<br />
<br />
Aphrodisias'ta ilk kazılar 1904-1905 yıllarında Paul Gaudin tarafından yapılmıştır. Halen sürmekte olan ve New York Üniversitesi tarafından koordine edilen Afrodisias kazılarının başlangıcı 1961 yılına ve vefatına kadar tüm kariyerini buraya adayan Kenan Erim 'e dayanmaktadır. Bugün, çalışmaların devamı yine New York Üniversitesi himayesinde; Oxford Üniversitesi Lincoln Kürsüsü'nde Klasik Arkeoloji ve Sanat Profesörü olan Prof. R.R.R. Smith ile New York Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü'nde Prof. Christopher Ratte'nin ortak yönetimi altında sürmektedir. Sur duvarlarından itibaren 1 km.lik alan 1. Derece Sit Alanı ilan edilmiştir. Kalıntıların zenginliği nedeniyle kazıların başlangıcında inşa edilen müzenin yetersiz kalması nedeniyle yeni bir Afrodisias Müzesi 'nin kurulması gündemdedir.</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.18yer6.org/forum/forumdisplay.php?f=72">Tarihi</category>
			<dc:creator>Déja</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.18yer6.org/forum/afrodisias-t1780.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mısır'da Görülmesi Gereken 10 Yer]]></title>
			<link>http://www.18yer6.org/forum/misirda-gorulmesi-gereken-10-yer-t1779.html</link>
			<pubDate>Wed, 14 Jan 2009 14:04:37 GMT</pubDate>
			<description>Tarih, mimari, güzel sanatlar ilgi alanınızdaysa istikamet belli. Ancak Mısır turuna karar vermeden önce programa dikkatli bakın: Aşağıdaki yerlerin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="MediumTurquoise">Tarih, mimari, güzel sanatlar ilgi alanınızdaysa istikamet belli. Ancak Mısır turuna karar vermeden önce programa dikkatli bakın: Aşağıdaki yerlerin en az 10 tanesi yoksa başka bir acenteyi aramanızda fayda var!<br />
<br />
Eğer tarihe, mimariye, güzel sanatlara ilginiz varsa dünyanın en eski uygarlıklarından birisini kurmuş ve bunu uzun süre bir imparatorluk olarak ayakta tutmayı başarmış olan Mısır bana sorarsanız görülmesi mutlaka gerekli olan ülkelerin başında geliyor. <br />
Mısır, inanılmaz zenginlikte bir uygarlık kalıntısı sunuyor. Ama bunların ne olduğu, ne zaman ve ne amaçla yapıldığını anlamak için önceden mutlaka bir hazırlık yapmakta yarar var. â€˜Nasıl olsa rehber anlatacakâ€™ demek doğru değil. 1000 avro dolayında bir maliyete çıkacak olan böyle bir tura çıkmadan önce 15-20 YTL verip bir kitap almak ve okumak çok önemli. <br />
Mısır turuna karar vermeden önce turun götüreceği yerleri iyice incelemenizi öneririm. Aşağıdaki yerlerin en az 10 tanesi katılmayı düşündüğünüz tur kapsamında değilse başka bir tur arayın... <br />
<br />
 <br />
<br />
Luxor Tapınağı'ndan Bir Görüntü</font><br />
<br />
<img src="http://www.arkeo.org/images/stories/misirda-gorulmesi-gereken-10-yer.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<font color="MediumTurquoise">Karnak Tapınağı (Luxor): Mısırâ€™da yeni krallık döneminden önce Amon rahipleri son derecede güçlüydüler. Bu tapınak, bu rahiplerin, Teb kentinin üç tanrısının başı olan tanrı Amon adına yaptırdığı dünyanın en büyük dinsel merkezlerinden birisini oluşturuyor. Tapınağın duvarlarında Hititlerle yapılan Kadeş Barış Antlaşmasıâ€™nın Mısır versiyonu yer alıyor. <br />
<br />
Ölmeden önce görülmeli... <br />
<br />
<br />
Luxor Tapınağı (Luxor): Bu tapınak da yeni krallık döneminde inşa edilmiş ve yine Tebâ€™in üç tanrısına armağan edilmiş. Tapınağın yapımı III. Amenofis zamanında başlamış, III. Tutmosis tarafından genişletilmiş ve II. Ramses tarafından tamamlanmış. Tapınağın girişinde 25 metre yükseklikte bir granit dikilitaş yer alıyor. II. Ramsesâ€™in Kadeş Savaşıâ€™nda Hititleri nasıl yendiği resimlerle ve hiyeroglif yazılarıyla anlatılıyor. Luxor Tapınağı ölmeden önce görülmesi gereken 50 yerden birisi olarak sayılıyor. <br />
Abydos Tapınağı: Nil Nehri üzerinde, Kahire ile Luxor arasında (Luxorâ€™a çok daha yakın) bir tapınak kompleksi. Yerel tanrı Khentiamentiu için yaptırılmış, sonradan tanrı Osirisâ€™e adanmış ve II. Ramsesâ€™in babası I. Seti tarafından tümüyle elden geçirilmiş olan bu tapınak, eski Mısır firavunlarının bir bölümüne mezarlık görevi de görmüş. <br />
Ramesseum Tapınağı (Luxor): II. Ramsesâ€™in anısına kendisi tarafından yaptırılmış olan büyük tapınak kompleksi. Bunun duvarlarında da II. Ramsesâ€™in Kadeş Savaşıâ€™nda Hititleri nasıl yendiğini anlatan yazılar ve resimler var. <br />
Abu Simbel Tapınağı (Nubye): Yine II. Ramses tarafından yaptırılmış bir tapınak kompleksi. İki tapınaktan oluşuyor: İlki kendisi için, ikincisi sevgili karısı Nefertari için yaptırılmış. Bana sorarsanız, Mısır gezisinin en önemli ayağı burası. Gideceğiniz Mısır turunda Abu Simbel gezisinin mutlaka olmasını arayın. Abu Simbelâ€™i gezip görmeden dönerseniz Mısır turunuz yarım kalmış demektir. İç duvarlarında anlatılan birçok şeyin yanı sıra II. Ramsesâ€™in Kadeş Savaşıâ€™nda Hititleri yenmesinin öyküsü de var. Abu Simbel de ölmeden önce görülmesi gereken 50 yerden birisi olarak belirlenmiş. <br />
Krallar Vadisi (Luxor): Eski firavunlar kendilerine piramit mezarlar yaptırmış. Ne var ki çok dikkat çekici olan bu mezarların hepsi soyulmuş. Bunu gören sonraki firavunlar Luxorâ€™da Krallar Vadisi adı verilen yeri toplu mezarlık olarak seçmişler ve mezarlarını buraya gizlemişler. Kuşkusuz en popüler mezar, içindekilerin hemen hemen hepsi Kahireâ€™deki Mısır Müzesiâ€™ne taşınmış olmasına karşın, Tutenkamonâ€™a ait olanı. <br />
Hatşepsut Tapınağı (Luxor): Mısır tarihinde fazla görülmeyen kadın firavunların en ünlüsü olan Hatşepsutâ€™un kendisi için yaptırdığı mezar anıt, son derecede görkemli bir eser. O da Luxorâ€™da, Krallar Vadisiâ€™nin hemen arka tarafında yer alıyor. Gerek Anıtkabirâ€™i andıran yapı, gerekse heykeller son derecede çarpıcı bir görüntü sunuyor. <br />
<br />
Akhenatenâ€™in yüzüne dikkat! <br />
<br />
<br />
Giza Piramitleri ve sfenks: Kahireâ€™nin Giza bölgesinde yer alan piramitler ve sfenks, herkesin tarih kitaplarından bildiği bir görünümü canlı olarak karşısında bulması anlamını taşıyor. Bunların ön tarafında da dev sfenks yer alıyor. Giza piramitleri (aslında yalnızca Keops piramidi), hem dünyanın yedi harikasından birisi sayılıyor hem de ölmeden önce görülmesi gereken 50 yer arasında gösteriliyor. <br />
Mısır Müzesi (Kahire): Bana sorarsanız dünyanın en önemli müzelerinden birisi Kahire Müzesi. Ölmeden önce görülecek 50 yer arasında sayılmıyor ama bence mutlaka görülmesi gerekli. Hakkıyla gezilmesi günlerce sürebilir. Ama bu tür gezilerde en çok birkaç saatlik zamanınız oluyor. Tur liderleri sizi nasıl olsa gezdirecek ama size önerim, Tutenkamonâ€™un mezarından çıkan eşyaları ve özellikle altın maskesi (üst katta 3 numaralı oda) ile altın tahtını (üst katta 35 numaralı galeri) görmeniz. Bir de tektanrılı dine geçmiş ve bunun için kimilerince reformcu, kimilerince sapkın firavun olarak adlandırılmış bulunan Akhenaten ve karısı Nefertitiâ€™nin heykel ve büstlerinin sergilendiği giriş katındaki 3 numaralı odayı kaçırmamanız gerektiğini söylemek isterim. Akhenatenâ€™in yüzüne dikkat edin. Marfan sendromu denilen hastalıktan mustarip olduğu için yüz kemikleri uzamış, yarı Çinli bir görünüm almış olduğunu göreceksiniz. Akhenaten sapkın olarak ilan edildiği için adı bütün yazıtlardan silinmiş ve heykelleri kırılmış, tapınakları yerle bir edilmiş. Sonradan toprak altından çıkarılan heykelleri (Hepsi kırık olarak bulunmuş) bu müzeye taşınmış. Yani Akhenatenâ€™i bu müze dışında bir yerde görmek mümkün değil. <br />
Ve diğerleri: Bunların yanı sıra Nil Nehri üzerindeki şahin başlı tanrı Horusâ€™a adanmış olan Edfu Tapınağı; bir bölümü Horusâ€™a, bir bölümü de timsah başlı tanrı Sobekâ€™e armağan olarak yapılmış Kom Ombo Tapınağı; aynı adı taşıyan bir adacık üzerine inşa edilmiş Philae Tapınağı (Aswan) görülmesi gereken yerler arasında sayılıyor. <br />
<br />
<br />
** <br />
<br />
<br />
Şanslı Mısır, şanssız Türkiye <br />
Mısırâ€™daki bütün tapınaklar ve heykeller binlerce yıldır sağlam ve yerli yerinde duruyor. Akhenaten gibi nefret edilen bir firavunun heykelleri parçalanmak istenmiş olmasına karşın onlar bile yarı sağlam halde günümüze kadar kalmış. Bunun birinci nedeni, bu tapınak ve heykellerin büyük ölçüde granit ya da bazalt gibi taşlardan kesilerek yapılmış olması. İkinci nedeni de Mısırâ€™da nem olmaması. Binlerce yıllık kerpiç duvarlar bile büyük ölçüde ayakta duruyor. Oysa II. Ramses ile aynı dönemde Anadoluâ€™da Hititlerin yaptıklarından pek azı ayakta kalabilmiş. Bugün Anadoluâ€™daki antik kerpiç duvarlardan eser yok. Nedeni, Anadoluâ€™nun kar ve yağmur biçiminde yağış alıyor olması. Doğa koşulları Hitit eserlerini yok ederken tam tersine Mısır eserlerini korumuş. O nedenle Mısırâ€™da ayakta kalmış birçok eser görebilmenize karşılık Anadoluâ€™da dörtte biri ayakta kalmış olan eserlere bakıp hayal kurmak zorunda kalıyorsunuz. Bu çerçevede Hattuşaâ€™nın eski hafiri Jurgen Seeher ve ekibinin JTI şirketinin sponsorluğuyla ayağa kaldırmayı başardığı surların 65 metrelik bölümü çok büyük önem taşıyor. <br />
<br />
<br />
** <br />
<br />
<br />
Mısırâ€™ın turizm tanrısı <br />
II. Ramses, 66 yıldan fazla firavunluk yapmış Mısırâ€™a ve inanılmaz tapınaklar, eserler bırakmış arkasında. Nereye başınızı çevirseniz II. Ramsesâ€™den kalma bir eser görüyorsunuz. O kendisini sonsuzluğa hazırlayan bir şeylerin peşindeydi kuşkusuz. Ve sanırım aradığı sonsuzluğu da bir anlamda bulmuş görünüyor. Her gün binlerce insan heykellerini ziyaret ediyor ve adını anıyor. Bu haliyle de Mısırâ€™a müthiş bir turizm geliri sağlıyor. Bana sorarsanız II. Ramses, Mısırâ€™ın turizm tanrısı olmuş. <br />
<br />
<br />
** <br />
<br />
<br />
II. Ramses ve Kadeş Savaşı <br />
II. Ramsesâ€™in yaptırdığı tapınakların duvarlarında Kadeş Savaşıâ€™yla ilgili resimleri incelerken birden Mısırlıların savaşı kaybettiğine ilişkin bir başka kanıtın farkına vardım. Yaptırdığı bütün eserlere aynı şeyleri resmettirmiş II. Ramses. Yani â€˜Bir yalanı ne kadar çok tekrarlarsan o kadar doğru sanılırâ€™ tezine sığınmış. Eğer savaşı kazanmış ve ülkesine ganimetlerle dönmüş olsa bunu bir yerde anlatır, geçer giderdi.</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.18yer6.org/forum/forumdisplay.php?f=72">Tarihi</category>
			<dc:creator>Déja</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.18yer6.org/forum/misirda-gorulmesi-gereken-10-yer-t1779.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstanbul'un Altındaki Gizemli Hazine]]></title>
			<link>http://www.18yer6.org/forum/istanbulun-altindaki-gizemli-hazine-t1778.html</link>
			<pubDate>Wed, 14 Jan 2009 13:48:37 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İstanbul'daki Roma dönemi eserlerinin başında gelen Çemberlitaş'ın altındaki bir odada, Hazreti İsa'ya ait eşyaların gömülü olduğu iddia ediliyor....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="DarkOrchid">İstanbul'daki Roma dönemi eserlerinin başında gelen Çemberlitaş'ın altındaki bir odada, Hazreti İsa'ya ait eşyaların gömülü olduğu iddia ediliyor. İddiaya göre; Çemberlitaş'ın altında olduğu ileri sürülen odada, imparator Konstantin döneminde Kudüs'ten getirilen ''Hazreti İsa'nın mezarına ait kutsal toprak, orijinal haç parçaları, çiviler, kaymak taşından yapılan kase, ekmek kırıntıları ve Hazreti Musa'ya ait taş ile Hazreti Lut'a ait olduğuna inanılan asa, Hazreti Nuh'un baltası ve Hazreti Süleyman'a ait olduğuna inanılan 7 kollu şamdan'' bulunuyor.<br />
<br />
Çemberlitaş'ın restorasyon projesinin 1. kademesini yürüten Akpınar Mimarlık'ın Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Akpınar, yaptığı açıklamada, Çemberlitaş'ın altında 11x11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde muhteşem bir blok ve porfir bir kaide bulunduğunu belirterek, ''Kutsal emanetler onun içinde küçük bir alan içerisinde oyulmuş yerde'' dedi.<br />
<br />
Akpınar, beraberindeki ekiple Çemberlitaş üzerinde 2001 yılından başlayarak 1,5 yıl süren bir çalışma gerçekleştirdiklerini, yapı üzerinde tipoloji ile tarihsel çalışmaların da yapıldığını, anıtın yapıldığı tarihteki sosyolojik değerlerin araştırıldığını bildirdi.<br />
<br />
Restorasyon projesi hazırlanırken dünyanın her tarafındaki onlarca yayını gözden geçirdiklerini, Bizans tarihiyle ilgili ulaşabildikleri tüm kaynakları incelediklerini ifade eden Akpınar, ''Çemberlitaş, geçmişteki Zeus ve onlarca tanrıya tapınan Pagan Roma'nın yıkılması ve tek tanrılı, kitabi inanca sahip yeni Roma'nın kurulmasının ilk kutsal simgesidir diyebiliriz'' dedi.</font><br />
<br />
<font color="SeaGreen">-ODANIN YERİ-</font><br />
<br />
<font color="DarkOrchid">Akpınar, Bizans İmparatoru Konstantin tarafından taşın, Tanrı'nın birliğini simgelemek üzere dikildiği yolunda bilgiler olduğunu belirterek, şunları anlattı:<br />
<br />
''Tarihçilere göre, Konstantin M.S. 324 yılında annesi Helen'i Kudüs'e gönderir ve Kudüs'te Hz. İsa'nın olduğuna inanılan mezarı açtırır. Mezardaki kutsal toprak, orijinal haç parçaları, kutsal çiviler, kaymak taşından yapılan kutsal kase, kutsal ekmek kırıntıları ile Hz. Musa'ya ait kutsal taş, Hz. Lut'a ait olduğuna inanılan asa, Hz. Nuh'un baltası ve Hz. Süleyman'a ait olduğuna inanılan som altından 7 kollu şamdan gibi kutsal emanetler İstanbul'a getirilir. Bu olayı çok açık ve belli bir şekilde tarihi belgelerde görmekteyiz. M.S. 325 yılında da imparator Konstantin Roma'yı alır ve Roma'daki Pagan Roma imparatorluğuna son verir. Roma'daki Apollon tapınağını yıktırır ve oradan getirdiği taşları Çemberlitaş'ın yapımında kullanır. Yaklaşık 11x11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde 4 parçadan oluşan bir ana kaide oluşturulur. Bu ana kaidenin içerisinde 1x2 metre ebadında küçük bir hücre oluşturulur. Kutsal emanetlerin bu hücre içerisine bizzat İmparator Konstantin'in annesi Helen tarafından yerleştirildiği M.S. 340-400'lü yıllarda yazılan belgelerde de ifade edilmektedir.''<br />
<br />
''Kutsal emanetlerin orada bulunduğu konusunda benim hiçbir şüphem yok'' diyen Akpınar, kutsal emanetlerin 11x11 metre ebadında ve 2,5 m. yüksekliğinde porfir bir blok kaidenin içerisine oyulan küçük bir alan içinde olduğunu, bu kaidenin üzerinde 8x8 metre ebadında ve yine yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde bir kaide daha olduğunu, bunların üzerinde de 6 metre yüksekliğinde 4x4 metre ebadında sütunun kaidesinin yer aldığını bildirdi.</font><br />
<br />
<font color="SeaGreen">-ÇEMBERLİTAŞ'IN ÖZELLİĞİ-</font><br />
<br />
<font color="DarkOrchid">Abdülkadir Akpınar, kaidenin üzerinde her biri yaklaşık 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında, bileziklerle birbirine oturtulmuş, 9 adet sütun olduğunu vurgulayarak, ''Kurşunla birbirine bağlanmış tam terazisinde bir yapı. Her biri 100 ton ağırlığında birbirleri üzerine en ufak bir kırılma olmadan yerleştirilmiş. Piramitlerdeki sır gibi muhteşem bir işçilik'' diye konuştu.<br />
<br />
Apollon tapınağından getirilen taşların hikayesinin de orijinal olduğunu ifade eden Akpınar, ''Kızıl porfir olan bu taşlar, o zaman işlenmesi çok zor olduğu için 'kutsal taş' olarak kabul ediliyor. Granitin başka bir türü. Zeus'a inanan o zamanın kadınları, porfirden oluşan küçücük odalarda doğum yaparlarsa, tanrılar tarafından kutsandıklarına inanırlardı'' dedi.<br />
<br />
Abdülkadir Akpınar, İstanbul'un fethinden sonra Çemberlitaş'ın ilk kez Yavuz Sultan Selim döneminde yenilendiğini, yapının spiral şekilde demirlerle çepeçevre kuşatıldığını, 1706 yılında ilk tahkimin yapıldığını anlatarak, yapının yeni kaidesindeki taşın yaklaşık 20 cm. içerisinde 7x7 cm kalınlığında dökme demir bileziklerle her 1,5 metrede bir kuşaklar atılarak güçlendirildiğini bildirdi.<br />
</font><br />
<br />
<br />
<font color="SeaGreen">-ODAYA ULAŞMA GİRİŞİMLERİ-</font><br />
<br />
<font color="DarkOrchid">İstanbul'un 1918 yılında işgali sırasında da Vatikan'dan bir grup rahibin geldiğini ve kutsal emanetlere ulaşmak için Çemberlitaş'ın hemen yakınındaki Vezirhan'da bir oda kiralayarak tünel kazdıklarını kaydeden Akpınar, ''Yer altındaki ana kaideye kadar ulaşırlar. Tünelden çıkan toprağın şüphe uyandırması üzerine yakalanırlar ve sınır dışı edilirler. 1929 yılında Mustafa Kemal Atatürk, ne olduğunun tespiti için Avrupa ülkelerinden arkeologlar getirtir'' dedi.<br />
<br />
Çıkarılan bu ilk zemin rölövesinde taşın altında muhteşem bir ana kaide, onun üzerinde ikinci ve üçüncü birer kaide olduğunun görüldüğünü dile getiren Akpınar, ''Kıyamet kopmadıkça, savaş hali olmadıkça veya böyle bir yıkım olmadıkça, o emanetlere ulaşmak asla söz konusu olamaz'' görüşünü savundu.</font><br />
<br />
<font color="SeaGreen">-RESTORASYON ÇALIŞMALARI-</font><br />
<br />
<font color="DarkOrchid">Çemberlitaş'ta hiçbir tarihi esere ilişkin yapılmadığı kadar bir çalışma gerçekleştirildiğini dile getiren Akpınar, 3 metre çapındaki taşın bütün gövdesinin özel asetatlarla çevrilerek taşın bütün yüzeyindeki çatlakların, bozulmaların ve kırılmaların bire bir ölçekli bir çalışmayla çıkarıldığını, daha sonra üzerinde fiziki ve kimyevi anlamda diğer çalışmaların yapıldığını bildirdi.<br />
<br />
Abdülkadir Akpınar, Çemberlitaş'ın çevresinde jeo-radarla çalışmalar yapıldığını ve söz konusu 1x2 metre ebadındaki hücrenin tespit edildiğini, deprem emniyeti için zemin tabakalarında incelemeler gerçekleştirildiğini, ayrıca tarihsel çalışmalarla Çemberlitaş'ın değerini ortaya koyan çalışmalar yapıldığını kaydetti.</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.18yer6.org/forum/forumdisplay.php?f=72">Tarihi</category>
			<dc:creator>Déja</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.18yer6.org/forum/istanbulun-altindaki-gizemli-hazine-t1778.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
